Meslek Örgütleri ve Ortaklaşa Yaşam

Paylaş:

Bir toplumda ortak düşüncelere, çıkarlara, duygu ve uğraşlara sahip bireylerin bir araya gelmeleri, ilişkiler kurarak örgütlenmeleri kaçınılmazdır.

Ancak, oluşturdukları bir aradalığı sahiplenmeden düzenli bir ilişkiyi sürdürebilmeleri, ortak çıkarlarına önem vermeleri, o çıkarları göz önünde bulundurarak hareket edebilmeleri de olanaksızdır.

Bir toplumda, öznel çıkarların genel çıkara bağlı olduğu kabulü ahlaki varoluşun da zeminidir. Ortak çıkarlara sahip bireylerin birlikte hareket etmesi yalnız maddi çıkarları savunmak için değil, düşünce ve duygu alışverişinde bulunabilmek, haksızlığa uğrama duygusu yaşamamak, benzerleriyle bir etki yaratabilmek içindir.

Durkheim, meslek örgütünü, üyelerinin yalnızca ekonomik yararına çalışan bir çıkar derneği olarak değil ortaklaşa yaşamın normal işleyişi için zorunlu bir örgütlenme biçimi olarak tanımlar. İntiharın toplumsal gerekçelerini irdelediği kitabında, toplumsal huzursuzluğa bir çare olarak güçlü bir meslek örgütlenmesini önerir.

Yine Durkheim’a göre meslek örgütleri, kuralsızlığı önlemek, toplumsal bütünlüğü sağlamak için devlet ile birey arasında köprü görevi gören kurumsal yapılardır.

Her mesleki iş bölümünde, işleyişin düzenini, meslektaşların birbirlerine ve topluma karşı ödevlerini belirleyecek adil ve düzenli bir ahlaki zemin, yazılı/yazılı olmayan kurallar gereklidir. Bu kurallar önüne geçemediğimiz bencilliklerimizi törpüleyen, diğerkâm hareket edebilmemizi sağlayan ahlaki zemini de sağlar.

Bir mesleği icra eden herkesin, yasal yetkilerle de güçlendirilmiş kamu kurumu niteliğinde yapılar olan meslek örgütlerinin doğal birer üyesi olması beklenir. Ancak ortak çıkar kazanımlarıyla mümkün olabilecek bireysel ve toplumsal iyilik hali bunu gerektirir.

Yaşadığımız ekonomik ve toplumsal koşullar bireyin hem kendisiyle hem de çevresindeki diğer insanlarla kurduğu bağlara zarar vermektedir. Saygınlığın, prestij ve başarının kabul edilen kriteri daha çok kazanmak olduğunda rekabet, kaçınılmaz olarak gündelik hayatı ve ilişkilerimizi sabote etmektedir. Bireysel iktidar arzusu, başarı ve özdeğer duygusunun zedelenmesi bu rekabet ortamında sürekli kendini yenilediğinden yaşadığımız toplumsal kaygı bozukluğunu bireysel olarak gidermeye çalışmak da imkansızdır.

Bir meslek dalı olarak hekimliğin toplumdaki saygınlığı tarihin hiçbir döneminde doktorların kazandığı parayla ölçülmemiştir, ölçülemez. Bugün de, hekimlere bireysel hedef katsayısı gibi rekabetçi, zorlayıcı hesaplamalarla yapılan performans ödemeleri ortak mesleki çıkarlarımıza ve mesleki saygınlığımıza zarar veren uygulamalar olup aramızdaki bağları daha da zayıflatmaktadır.

Tek yol, ortaklaşa yaşamın sağlıklı işleyişi için zorunlu bir örgütlenme biçimi olarak, meslek örgütümüzün çatısı altında, başta mesleki saygınlığımız olan ortak çıkarlarımız için örgütlenmektir.